Selülit(Cellulite; gynoid lipodystrophy– GLD) deri yüzeyinin hafif olgularda portakal kabuğu gibi yada ilerlemiş olgularda dalgalı yumrular şeklinde görünümü için kullanılan bir tanımdır. Derinin mikrobiyal yada mikrobiyal olmayan inflamasyonları için kullanılan "selülitis" tanımı ile karıştırılmaktadır.

Ergenlik çağından sonra 20 yaşın üzerindeki kadınların % 90'nında görülmekte. En çok 21 yaş sonrasında ortaya çıkmaktadır. Özellikle menopoz ve gebelik döneminde gelişen doğal bir süreçtir. Kadınlarda artan "östrojen ve progestron" denilen hormonlar vücudu yeniden şekillendirmekte, özellikle bacaklarda, kalçalarda, karında ve kollarda yağ depoları oluşumunu yani selülit gelişimini teşvik etmektedir. Selülitin kompleks bir süreci olmakla birlikte temelde hemen deri altındaki sıkışmış yağ dokusundan kaynaklanmaktadır.

Fiziksel özelliklerden bağımsız olarak zayıf, kilolu, atletik veya büro işi yapan tüm hanımlarda sellülit görülebilmektedir. Sellülit ne kadar kilolu olduğunuzla ilgili değildir. Ancak kilo, sellülit problemini arttırmaktadır.Bu nedenle selülit ,hemen hemen her kadında az çok vardır ancak erkeklerde nerdeyse hemen hiç selülit görülmez.

Özellikle son otuz yılda kozmetik sektörü, seluliti bir cilt ve sağlık sorunu olarak gündeme taşıyarak kadınların korkulu rüyası haline getirmiştir. Sellülit tedavileri maalesef uzun, ekonomik olarak yüksek bütçeli etkinlikleri tartışmalıdır.

Selülit estetik bir deri görünümü olarak algılanmakla birlikte altta asıl etkilenen doku deri altı yağ dokusudur. Yağ dokusunun lipodistrofisi yani dejenerasyonu ile gelişmektedir. Lipodistrofi deri altı yağ dokusunda inflamasyon, ödem, fibrozis ve sklerozis gibi değişimleri kapsamakta. Bu değişimlerin olduğu alanlarda deri üzerinde hafif ağrı, kuruluk ve incelme görülebilmektedir. 

Selülit yerleşim bölgesinde gelişim, klinik belirtilerine göre 5 evreye ayrılmakta. Selülitten şüphelenilen bölge ayakta ve yatarak muayene edilir. Muayene alanı altındaki kaslar kasılarak yada parmaklar arasında sıkılarak deri ve deri yüzeyindeki değişikliklere göre değerlendirme ve derecelendirme yapılmakta. Kendinizde istediğiniz bir bölgede bu değerlendirmeyi kolayca yapabilirsiniz.

Derece 0; selült görünümü ayakta, yatarken ve kaslar kasıldığunda yada deri iki parmak arasında sıkıldığında bile ortaya çıkmaz.

Derece 1; Ayakta dururken ve yatarken selülit görülmez. Deri iki parmak arasında sıkıldığında portakal kabuğu görünümü ortaya çıkar. Gözle görülür çukurcuklar ve deride hafif sert kabartılar var.

Derece 2; Ayakta dururken sellülit görülür ancak yatarken kaybolur. Deri altında cok sayıda küçük yumrular ve kaba ve büyük çukurcuklar var. Süzme peynirin dış görünümğne benzer. 

Derece 3; Ayakta ve yatarken selülit görüntüsü ortaya çıkmakta. Deri altında çok sayıda dokunulduğunda sert yumrular, büyük ve çok sayıda derin çukurlar-dimple var. Yün yatağın dış görünümüne benzetilmiş.

Derece 4; derece 3 ün daha ilerlemiş formu. Deri altında çok sayıda dokunulduğunda sert yumrular hatta ağrılı olabilen şişlikler, büyük ve çok sayıda derin çukurlar-dimple var. Patates çuvalına benzetilmiş.

Uzun yıllar selüliti sadece estetik bir problem olarak tanımladık. Ancak son çalışmalar selülit ve altta yatan sistemik hastalıkların birlikteliğini desteklemekte. Selülit oluşumunda son çalışmalar deri altı yağ dokusunun metabolizması ve bu dokunun damarsal yapısı üzerinde yoğunlaşmıştır. Ancak bu tüm çalışmalara rağmen selülitin gelişimi hakkında kesin bir bilgilerimiz yok. Selülitin çevresel faktörler, hormonsal, genetik ... gibi çoklu faktörlerden kaynaklanadığı düşünülmekte. Kadınlarda ve beyaz ırklarda daha fazla görülmesi, Latin Amerikan kadınlarında kalça ve uylukta sık görülürken Avrupa ırklarında daha sık karın görülmesi gibi örnekler bu faktörleri desteklemekte.

Kuşkusuz, uygunsuz yaşam tarzı selülitin önemli bir hızlandırıcı faktörü. Yağ içeriği bakımından zengin, yüksek tuzlu ve koruyucu içeriği olan gıda ürünlerinin aşırı tüketimi hiperinsülinemi de dahil olmak üzere çeşitli metabolik bozuklukların gelişimine neden olmakta bunlarda selülitle gelişimi ile ilişkilidir. Günlü fixiksel aktivetinin çok düşük olduğu sadenter bir yaşam tarzıda selülit gelişimi nedenleri arasında. Fiziksel aktivite eksikliği, vücudun alt bölümünde kan dolaşımında önemi bir faktör olan kas tabakasını zayıflatarak kan akışını azaltmakta-hemostaza neden olmakta. Bu durum yağ dokusunda ödeme, hipoksiye ve iskemisiye yol açarak sellitin klinik tablosunu şiddetlendirmekte.

Alkol tüketimi lipogeneze(yağ dokusu yapımı artışı) ve vücudun dehidrasyonuna(su kaybı) neden olarak aşırı ve yanlış yağ depolanmasıyla sonuçlanır. Sigara içmek vücutta önemli ölçüde daha fazla serbest radikal ve yerel mikro dolaşım bozukluklarından sorumlu küçük kan damarlarının kasılması ile sonuçlanır. Bu alışkanlıklar selülitin klinik şiddetinin ilerlemesine katkıda bulunabilir.

Kadın seks hormonları selülit gelişiminde önemli bir rol oynamaktadır. Selülit belirtilerinin kadınlarda daha fazla olmaı, bu hormonların dominant olduğu ergenlik dönemi sonrası başlaması, selülit klinik görünümünün gebelikte(hamilelikle ilişkili hiperöstrojenizm bağlı), postmenopozal kadınlarda doğum kontrol haplarının veya hormon replasman tedavisinin kullanımı bu düşünceyi desteklemekte. Östrojenin deri altı yağ dokusunda artışına, bu dokuda damarların aşırı gevşemesi ile kanın göllenmesine-stazına neden olduğu, bunun ödeme, h,poksye ve skimiye yol açtığını biliyoruz. Bu kısır döngü selülit kliniğine ve klinğin gittikçe şiddetlenemsine yol açmakta.

Deri alt yağ dokusu; çoğunluğu adiposit olarak tanımlanan yağ hücreleri, bunların arasında kolejen fiberler, preadiposit hücreler, fibroblastlar, lökositler, makrofajlar, endotel hücreleri ve miyositlerden oluşmakta. Deri yağ dokusu temelde yağın depolanması ve vücut metabolizmasında rol oynamakta. Yağın depolanması sırasında adipositler hücre sayılarını ve boyutlarını artırırlar. Adipositler yağ asitlerinin metabolizmasını yaparlar. Son yıllarda bir endokrin organ gibi bazı hormon ve sitokin salgıladıkları gösterilmiştir. Bunlar adipositokinler olarak tanımlanmakta; leptin, adiponektin, anjiyotensinojen, resistin, tümör nekrozis faktör α (TNF-α), "receptor activating peroxisome proliferation g (PPAR-g)", interlökin-6 (IL-6), insulin benzeri büyüme faktörü 1 (IGF-1), lipoprotein lipaz (LPL) ve adipsin (plasminojen aktivatör inhibitörü 1;PAI-1) gibi. Adipositlerin bu özellikleri dokuda metabolima, endotel fonksiyonu, inflamasyon ve hücreler arası matrixin yapılanmasında rollerini göstermekte. Vücudun endokrin ve metaboik süreci(insülin direnci, diyabet hastalığı, yanlış ve yetersiz beslenme gibi) deri altı yağ dokusunu etkilemekte. Deri altı ve vücut yağ dokusu adipositokinler ile vücut hemostazını etkilemekte. Örneğin aşırı yağ dokusu birikimi insulin direncine, hypertansiyona ve damar sertliği-ateroskelozise neden olmakta.

Deri yağ dokusu aynı zamanda deri altı damarsal ve lenfatik dolaşımı fonksiyon olarak etkilemekte. Deri altı yağ dokusunda yer alan damarsal ve lenfatik yapıların vaskülit olarak tanımladığımız inflamasyonları ve bunların iç kısımlarını kaplayan ednotel hücrelerin disfonksiyonları selülit gelişiminde rol oynamakta. Özellikle endotel hücre hasarı selülit gelişiminde önemlidir. İnsülin direncinde proteinlerin aşırı glikolizasyonu sırasında ve serbet oksijen radikalleri ile endotel hücre hasarı olmakta. Obesitede makrofaj ve Th1 hücreleri üzerinden üzerinden inflamasyona neden olmakta. Bu obesite ile selülit arasındaki ilişkiyi desteklemekte. Obesite, insülin direnci ile edoyel hasarı ve doku inflamasyonu arasnda direkt ilişki gösterilmiştir.

Dokularda düşük okisjen seviyesine maruz kalındığında "Hypoxia inducible factor 1 protein; HIF-1" salgılanmakta. Bu protein tüm vücut hücrelerinde HIF-1 geni tarafından yapılmakta(sadece HIF-1 değil GLUT 1 protein, eritropoetin, transferrin ve "vascular endothelial growth factor (VEGF)" gibi proteinlerde yapılmakta). Yağ dokusu yüksek kalori alındığında bu proteini daha fazla yapmakta. Bu protein yağ dokusunda fibrotik değişimleri ve inflamasyonu arttırmakta buda selülitin gelişimde rol oyanamakta. Bazı kadınlarda HIF-1 geninde polimorfizim olması ile HIF-1A düşük seviyeleri görülmekte. Bu kadınlarda sellit gelişmemekte.

Selülit gelişiminde adipositokinlerden Adiponektin/leptin ikilisi önemli. Bu iki adipositokin antogonist olarak çalışmakta. Sellitte  adiponektin seviyelerinde düşme leptin seviyelerinde artış görülmekte. 

Adiponektin damarların korunması ve damarların tıkanmasının önlenmesinde, damarların genişmesinde ve inflamasyonun önelnmesinde önemli bir peptiddir. Obesite, diyabet, hipertansiyon, insülin direnci ve koroner kalp hastalıklarında bu peptidin azaldığını biliyoruz. Selülit ile adiponektin düşük seviyeleri arasında bir ilişki bulunmakta.

Leptin ise yağ hücrelerinin boyutlarını ve metabolizmasını düzenlemekte. Leptin seviyesi obesite, insulin direnci ve kalp-damar hastalıklarında artmakta. Leptin seviyesindeki artış damarlarda endotel hasarı ile birlikte. 


Adres: Esentepe Mah. Cevizli D 100 Güney Yanyol Lapishan 25/2 Soğanlık, Kartal / İSTANBUL
GSM: 0532 624 21 27
Bu sitedeki bilgiler doktor ya da eczacıya danışmanın yerine geçmez. Sitedeki bilgi, yorum ve görüntüler kişileri bilgilendirme amaçlı olup, tanı ve tedaviye yönlendirme amaçlı değildir.



© 2020 Hakan Buzoğlu. All Rights Reserved.
ByFlash Web Agency